Türkçe
Deutsch

Arakanlıların yüzü güldü

Eski adı Burma, yeni adı Myanmar olan ülkeden baskılar neticesinde kaçıp Bangladeş’in güneyine yerleşen Arakanlılar kamplarda yaşam mücadelesi veriyorlar. WEFA İnsani Yardım Organizasyonu 2007 yılında Bangladeş’teki Arakanlıları ziyaret etmiş ve o günden sonra bölgeye yönelik yardımlar artarak devam etmiştir. Bangladeş’in güneyinde yaşayan Arakanlılara yönelik su kuyusu, katarakt ameliyatları ve yetim projelerini sürdüren WEFA, bu Ramazan ayında 250 aileye iftar paketi dağıtmış, ayrıca 100 kişiye Ramazan boyunca hergün iftar yemekleri vermektedir.

Bangladeş Topraklarında Arakanlı Mültecilerin Yaşam Mücadelesi

 

 

1951 Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Uluslararası Sözleşmesi’ne ve uluslararası hukuka göre; ırkı, dini, milliyeti, cinsiyeti, sosyal grup aidiyeti ve siyasi görüşü ne olursa olsun haklı bir zulüm korkusu yaşayarak ülkesinden ayrılmak zorunda kalan ve bu korku nedeniyle ülkesine dönemeyen veya dönmek istemeyen kişiler mülteci olarak tanımlanmaktadır. Arakanlılar da dinleri ve ırkları nedeniyle zulüm görmekte; hatta hayati tehlike ile karşı karşıya kalmakta ve bu nedenle iltica etmektedirler. Birleşmiş Milletler (BM) veya sığınılan ülke yasal olarak tanımasa da, göç etmiş tüm Arakanlılar mülteci konumundadır.

MENŞE ÜLKE MYANMAR VE ARAKAN HAKKINDA GENEL BİLGİLER

Myanmar, 1989 yılına kadar Burma/Birmanya adıyla anılmaktaydı. Ülke kuzeybatıda Hindistan ve Bangladeş, kuzeydoğuda Çin, güneydoğuda Laos ve Tayland, güneybatı kıyılarında ise Bengal Körfezi ile çevrilidir. Ülkenin 50 milyonu aşkın nüfusunun %90’ının Budist, %4’ünün Müslüman olduğu belirtilir. Ancak bazı kaynaklar Müslümanların %10 civarında olduğunu bildirmektedir. İngiltere’den 1948 yılında bağımsızlığını ilan eden Myanmar, 1962 yılından itibaren askerî cunta tarafından yönetilmektedir. Temel hak ve özgürlüklerin yoğun olarak ihlal edildiği ülkede -başta Müslümanlar olmak üzere- dinî ve etnik azınlıklar, hatta cunta hükümetine muhalif Budist rahipler dahi türlü zulümlerle karşı karşıyadır.


Arakan bölgesi hâlen Myanmar devletinin kuzeybatısında kalan bölgedir. Arakan’da nüfusun önemli çoğunluğunu “Rohingya” Müslümanları ile Budist “Rakhine”ler oluşturmaktadır. Bu iki etnik yapı, etnik özellikler ve dil hususunda da Myanmar’ın diğer bölgelerinden farklılık göstermektedir. İslam’ın Arakan’a sekizinci yüzyıldan itibaren bölgeye gelen Müslüman tüccar ve dervişler vasıtasıyla ulaştığı belirtilir. Arakan’da 1430’da bir İslam devletinin kurulduğu ve bu devletin 1784 yılında Budist krallık tarafından işgal edilinceye kadar 354 yıl bağımsız bir devlet olarak kaldığı bilinmektedir. Bilahare İngiltere’nin ele geçirdiği Arakan, 1948 yılında Burma’ya bağımsızlık verilirken Burma sınırları içerisine dâhil edilmiştir. Etnik ve dinî açıdan Myanmar’dan farklılık gösteren, petrol ve doğal gaz açısından Güneydoğu Asya’nın zengin bir bölgesi olan Arakan bölgesinde, baskı ve zulüm her dem olagelmiştir.
Arakan bölgesinde resmî rakamlara göre yaklaşık dört milyon Müslüman ve bir buçuk milyon Budist Rakhine’nin yaşadığı ifade edilmektedir. Ancak Myanmar rejiminin baskılarından dolayı bugün bu dört milyon Müslüman Arakanlının iki milyonunun diğer ülkelere göç ettirildiği, bölgede hâlen bir buçuk-iki milyon civarında Arakanlının kaldığı belirtilmektedir.

ARAKANLI MÜSLÜMANLARIN YAŞADIĞI TEMEL SORUNLAR

Bölge Müslümanlarının yaşadığı temel sorunları şu şekilde sıralayabiliriz:
• Yasal vatandaşlık hakları tanınmayan Arakanlılar kendi ülkelerinde yasa yoluyla “yasa dışı göçmen/geçici sakin” olarak muamele görmektedirler.
• Öldürme ve yaralama olaylarıyla Müslümanlar üzerinde baskı oluşturulmaktadır. Askerî cunta hükümeti ve kışkırttığı bazı Budistler aracılığıyla oluşturulan yaygın şiddet sonucunda on binlerce Arakanlı Müslüman öldürülmüş ya da yaralanmıştır. Geçmişte Arakan’ın işgaliyle yaşanan şiddet olayları, bağımsızlığın ilanından sonra hız kazanmıştır. Bölgede neredeyse her yıl toplu şiddet olayları yaşanmaktadır. Bunların yanında, Müslümanlara yönelik tecavüz fiillerinin yaşandığına dair haberler de gelmektedir.
• Arakanlı Müslümanlar ağır vergi, haraçlar ve taşınır-taşınmaz mallarına el konularak ekonomik açıdan bitirilmek istenmektedirler. Bir ay ülke dışında kalan bir Arakanlının mülkleri müsadere edilmektedir.
• Zorla çalıştırma genel bir uygulama olarak devam etmektedir. Arakanlılar, günlerce, bazen de haftalarca çok ağır yaşam koşullarında devlet zoruyla köleler gibi, ücretsiz çalıştırılmaktadır.
• Seyahat özgürlükleri bulunmayan Arakanlı Müslümanlar komşu kasabalara dahi izinsiz gidememektedir. Başkent ve bazı illere gidişleri tamamen yasak olduğundan buna aykırı davrananlar hapis cezasına çarptırılabilmektedir.
• Evlenmek için devletten izin alınması gerekmektedir. Ancak izin için prosedürlerin zorlaştırılması ve alınan harçlar, evliliği neredeyse imkânsızlaştırmaktadır. Bu uygulama Müslümanların nüfusunun artmasını engellemenin yanı sıra farklı ülkelere göçe yönelik sonuçlar da doğurmaktadır.
• Bölgede ciddi bir ibadethane sorunu yaşanmaktadır. Arakanlı Müslümanların cami yapmalarına ya da eskilerini onarmalarına izin verilmemekte, hatta zaman zaman mevcut camilerin yıkımı söz konusu olmaktadır.
• Arakanlı Müslümanların devlet memuru olma, üniversiteye gitme, elektrik ve telefon hizmetleri gibi kamu hizmetlerinden faydalanmaları da engellenmektedir. Arakanlıların yaşam alanları bu şekilde daraltılarak üzerlerindeki baskılar arttırılmaktadır.

SIĞINILAN ÜLKE BANGLADEŞ

Arakanlı mültecilerin sığındığı Bangladeş, yaklaşık 150 milyonluk nüfusu ile nüfus yoğunluğunda km2ye 1000 civarı insanın düştüğü dünyanın en kalabalık ülkelerinden biridir. Güney Asya ülkelerinden Bangladeş; batı, kuzey ve doğudan Hindistan, güneydoğudan Myanmar, güneyden Bengal Körfezi’yle çevrilidir. Eskiden Doğu Pakistan olarak adlandırılan Bangladeş, 1971 yılında bağımsızlığını ilan etmiştir. Ülke, çok partili yönetime sahip bir cumhuriyet olup hak ve özgürlüklerin sınırlı olduğu ancak gelişmekte olan bir yapıdadır. Bangladeş, 1951 Sözleşmesi veya 1967 Protokolü’nün tarafı değildir. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) ve Bangladeş’in mülteciler konusunda ortak çalışması mevcuttur. Ancak günümüz itibarıyla Bangladeş’in etkili bir mülteci hukuku ve politikası yoktur. Ekonomik açıdan fakir bir ülke olan ve kendi yurttaşlarının ihtiyaçlarını karşılama hususunda dahi sıkıntı yaşayan Bangladeş, ülkesine sığınan mültecilere karşı isteksiz davranmakta ve onları geri gönderme çareleri aramaktadır.

BANGLADEŞ MÜLTECİ KAMPLARI VE YAŞANAN SIKINTILAR

Bangladeş’teki mülteci kaplarında yaşanan sıkıntıların tespiti hususunda, kampta sürekli çalışmalar yürüten ve aralarında Arakanlıların da bulunduğu el-Najda Derneği temsilcisi 35 yaşındaki Mahmut Eyüp şunları anlatıyor:
“1986 yılında Arakan’dan Bangladeş’e ailece göç ettik. Burada diğer Arakanlı mültecilerin sorunlarıyla da ilgileniyoruz. Buraya Burma’nın Arakan bölgesinden göç eden Arakanlı mültecilerin çok ciddi sorunları var. Genelde hemen her şeyin yasak olduğu kampta mültecilerin dışarıya çıkma ve çalışma izinleri yok. Ancak resmî kamplarda kalan mülteciler izinle dışarı çıkabiliyor. Bu da sadece hastalık gibi hâllerde mümkün olabiliyor. Mültecilerin kamplardaki sorunları dile getirmelerine ya da gösteri yapmalarına izin verilmiyor. Kamptaki çocuklar sadece ilkokula gidebiliyor. Mülteci çocukların ilkokuldan sonra okuma hakkı yok. Kampta mültecilerin evlerinde elektrik yok. Akşam karanlıkta, mum ışığında kalıyorlar. Su sorunu da var. Temiz su bulmak neredeyse imkânsız. Yer altı sularına kampın yüksek olması ve zeminin sert olması nedeniyle ulaşılamıyor. Genelde her kampta su sorunu var. Gayriresmî kamplarda bu sorun daha fazla. Sular uzak bir mesafeden taşınıyor. Taşınan bu sular sadece içmek için kullanılıyor. Kampta cep telefonu kullanmak yasak, telefon sadece görevli kişilerde var. Resmî olmayan kamplarda hastalıklar da çok fazla. Bu insanlar sağlık konusunda da hiçbir yardım alamıyorlar; ne ilaç ne de tedavi imkânları var. Varsa kendi imkânlarıyla şehre tedavi için gitmelerine izin verilebiliyor. Kamplarda acilen tedavi olması gereken çok sayıda hasta var. Kayıtlı kamplarda bir sağlık ocağı, bir doktor ve hemşire var. Durumu ağır olmayan hastalara buralarda bakılıyor. Durumu ağır olan hastaları hastaneye götürmek için ise bir ambulans yok. Bu hastaları aile ancak varsa kendi imkânları ile hastaneye götürebiliyor. Kampta yaygın olarak solunum yolu hastalıkları, ‘biyomenya’ denilen soğuk algınlığı görülüyor. Çocukların çoğu bu hastalığa yakalanıyor ve çok sayıda çocuk bu nedenle hayatını kaybediyor. Kamplarda sıtma ve ishal de oldukça yaygın. Çocukların başlarında vitaminsizlikten kaynaklanan birçok yara var. Uyuz ve benzeri deri hastalıkları kamp sakinlerinin %50’den fazlasında görülmekte. Burada yaşayanlar perişan hâldeler. Kampta yiyecek, sağlık, eğitim, su, elektrik vb. hiçbir şey yok. Kayıtlı kampta yardımlar ailedeki kişi sayısına bakılarak yapılıyor. Haftada bir defa bir aileye yetecek gıdanın yaklaşık yarısı kadar yiyecek yardımı yapılıyor. Verilen sadece kuru gıda.. pirinç, yağ, şeker, un, makarna ve çay. Et ve meyve verilmiyor. Günlük sıcak yemek yok. İlaç, giysi, ev eşyası zaten verilmiyor. Kamptakilerin özel tuvalet ve banyoları yok. Erkekler kampın aşağısında, dört adet su kuyusunun olduğu açık alanda bulunan tulumbadan soğuk suyla banyo yapıyorlar. Kadınlar için kapalı birkaç banyo var. Kanalizasyon sistemi yok. Evlerden çıkan atık su, çukurlara gidiyor. Kısacası özellikle gayriresmî kamplarda yaşayan mültecilerin durumu çok kötü. Resmî kamplarda mescit, ilkokul, çocukların top oynayabileceği yerler, video gösteri yeri var. Çok çocuklu ailelere yeni bir ev verilebiliyor. 1992 yılında tahta ve kamıştan yapılmış olan bu evler 15 yıl sonra ilk kez geçen yıl tamir edildi.


Kamptaki mültecilerin en önemli şikâyetlerinden biri de müdür ve görevlilerin mültecilere dayak atması. Cezalandırma olarak her türlü dayak var. Buna engel olacak bir sistem yok. Görevliler mültecilere rahatça dayak atılabiliyor, bir süre kapalı bir yerde tutabiliyor. Kampta ancak cinayet gibi büyük suçlar işlendiğinde soruşturma açılıyor. Kamptaki bir diğer önemli sorun da rüşvet konusu. Bir problem olduğunda sorunu ancak yetkililere biraz para vererek çözebiliyorsunuz. Kamptaki bir sorunun şikâyet edilmesi hâlinde etkili bir soruşturma yapılmıyor. Üstüne üstlük şikâyeti yapan kişi ve ailesi hedef oluyor. Bu kişiler hakaret ve dayağa maruz kalabiliyor. İnsanlar bu nedenle şikâyet etmekten korkuyorlar. Mültecilerin şikâyet etme hakkı var ama bu davalar etkisiz oluyor. Onun için mülteciler dava açma yoluna genelde başvurmuyorlar; çünkü öldürülebileceklerini düşünüyorlar. Sonuç olarak her türlü yardıma ihtiyacı olan mülteciler, kamplardaki hayat şartlarının iyileştirilmesini istiyorlar.”

 

 

Bağışlarınız için lütfen tıklayınız...