Arnavutluk'da muhteşem buluşma
Arnavutluk'daki yetimlerimizin de katıldığı Yetim Buluşması proğramı muhteşem oldu. WEFA ekibi olarak bu buluşmaya şahid olduk.
WEFA İnsani Yardım Organizasyonu Genel Merkezi’nden geçtiğimiz günlerde Arnavutluk’a bir ziyaret organize edildi. Dış İlişkiler ve Yetim Birimimizin de katıldığı ziyaret oldukça verimli geçti. WEFA’nın, dünya genelinde sponsor olarak bakımını üstlendiği bine yakın yetiminin 150’si Arnavutluk’da bulunuyor.
Yetim çocukların katıldığı salon proğramından sonra yetimler evlerinde ziyaret edildi. Avrupa’daki hayırseverlerin Arnavutluk’da bakımını üstlendikleri yetimler evlerinde ziyaret edilerek ihtiyaçları tespit edildi. Yetimlere sponsor aylıkları verildi, kırtasiye dağıtımları yapıldı ve yetim ailelerine gıda paketleri dağıtıldı. Duygulu anların yaşandığı ev ziyaretlerinde yetimler ve akrabaları bağışçılarımıza dua ve selamlar gönderdiler.
Bir kaç günlük ziyaretle ilgili WEFA Dış İlişkiler Sorumlusu Yusuf Aydın’ın izlenimlerini aşağıda okuyabilirsiniz:
Bir el değince yetim saçına, merhamet yazılır gökyüzüne...
Arnavutluk yaklaşık 4 milyon nüfusu olan ve yaklaşık %75’i Müslüman olan bir ülke. Nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olması sizi aldatmasın çünkü uzun yıllar Osmanlı hakimiyeti altında kalmasına rağmen ideolojik akımların etkisi ile arnavutlar maalesef dinden ve kültürlerinden uzaklaştırılmışlar.
Arnavutluğun başkenti Tiran’a iniş için kemerimi bağladım ve camdan dışarıyı gözlemliyorum. Yaklaştıkça evleri, sokakları daha iyi analiz edebiliyor ve Anadolumuza ne kadar çok benzediğini görebiliyorum. 435 yıl Osmanlı hakimiyeti altında kalmış olan topraklar tabiki de hem kültürel hemde mimari olarak bizlere benzemesi normaldir diye düşüncelere dalmıştım ki ‘’Nene Terasa Havalimanına Hoş geldiniz’’ anonsu ile kendime geldim! Rahibe Terasa’nın adının buraya verilmesi ve heykelinin dikilmesi Komünist rejimin bir oyunu olduğunu öğreniyorum daha sonradan. Halkın yüzyıllar boyunca benimsemiş olduğu dini, kültürü, örf-adetleri yok edip yeniden bir toplum inşa etme girişimleri ile Enver Hoxha döneminde bunun gibi daha birçok farklı yöntemler kullanılmış. Mesela Tiran’nın simgesi olan Osmanlı yapıtları Ethem Bey Camii ve hemen yanındaki Saat Kulesi’nin karşısına dikilen Osmanlıya 25 yıl baş kaldırmış İskender Bey heykeli gibi …
1793’de dönemin Tiran valisi Ethem Bey tarafından inşaatine başlanılan fakat daha sonra 1820’ler de çocukları tarafından bitirilip ibadete açılan Ethem Bey Camii’nde yatsı namazımızı kıldıktan sonra bizlerin yabancı olduğunu anlayan yaşlı bir amca yanımıza geldi. Arnavutça konuştuğu için tercüman vasıtası ile anlaşabiliyoruz. Nereden geldiğimizi ve niçin geldiğimizi sorduğunda ; ‘’Almanyada kurulmuş olan Uluslararası İnsani Yardım Organizasyonu WEFA’dan geliyoruz ve sizlere Avrupadaki kardeşlerinizden selamlar getirdik. Ramazan ve Kurbanın dışında da faaliyetlerimiz oluyur; mesela 150 tane yetim çocuğa sponsor aileler bulduk ve onları ziyaret etmek için buradayız.‘’ dedim. Yaşlı amcanın gözleri doldu ve ; ‘’Çok çok duygulandım Allah onlardan ve sizin kurumunuzdan razı olsun. Buraya ne kadar çok gelirseniz bizler o kadar çok güvendeyiz.‘’
Namazımızı kıldıktan sonra Arnavutluktaki partner kuruluşumuz ALSAR Vakfı’nın bürosuna gittik. Vakfın Başkanı Mehdi Gurra, kurumun nasıl çalıştığını anlattı bizlere. Yetim başvurularında dikkat ettikleri noktaları anlattı ve baba ölüm belgesi, okul notları, doğum belgesi gibi 10 tane belge istediklerini söyleyince dedik ki gerçekten Avrupadaki Yetim sponsorlarımızın içleri rahat olsun.
Tiran’da Yetim proğramı
Öyle bir heyecan var ki içimde anlatamam. Yıllardır sponsorlar aradığımız yetim çocuklara ilk defa bu kadar yakın olacaktım ve başlarını okşayabilecektim. Yetimlerle bir kaç kelime konuşabilelim diye basit kelimeler öğrenmeye çalışıyorduk arabanın içinde.
Siye = Nasılsın , Miir = iyiyim , Siye ke emrin = Adın ne
Salona girdiğimizde ilk dikkatimi çeken şey çocukların sessizce annelerinin yanında oturması ve ciddi şekilde proğramın başlamasını beklemeleri oldu. Oysa ki proğramın başlamasına daha 1 saat vardı ki salonun yarısından fazlası dolmuştu. Kilometrelerce uzaktan onları görmek için gelmiştik ve hepsi şu anda karşımızda duruyordu. Daha fazla bekleyemezdik ve balonları elimize aldık çocukların yanlarına gittik. Balonları uzattığımızda hemen sevgi seli ile karşılaşıyorduk ve yüzlerinin güldüğünü gördükten sonra bizler de onlar gibi sevinmeye başladık. Bir çocukla konuşurken uzaktaki çocukların ‘’acaba bizim yanımıza da gelecekler mi ?‘’ diye heyecanla beklediklerini ve gözlerini bizden ayıramadıklarını fark ettim.
Açılış konuşmasını ALSAR Vakfı Başkanı Mehdi Gurra yaptı; WEFA’ya ve Avrupadaki hayırsever insanlara onları unutmadıkları için bol bol selamlar gönderdi. İlahiler, sirk gösterileri yapıldıktan sonra her aileye gıda ve kırtasiye yardımı yapıldı. Gıda paketlerini ve kırtasiye torbalarını alan yetim aileler salondan ayrılıyor bizlere çok teşekkür ediyor hatta bazıları bize sıkıca sarılıp ağlıyordu. Fakat bir kaç saattir gözüme çarpan biri vardı. Yaşlı ve bakımsız bir adam duvara yaslanmış bize bakıyordu. Bizler de dağıtımlar bittiği için yavaş yavaş toparlanıyorduk. Yaşlı adamın yanına gittim el işaretleri ile ne istediğini sordum. Utandı başını eğdi. Bir daha sordum ve erzak paketini gösterdi çekinerek. Paketler sadece yetim aileler için hazırlanmıştı ve 393 aileye dağıtılmıştı. Ancak hala 30-40 tane duruyordu. Muhtemelen yaşlı adam da paketlerin yetim aileler için ayrıldığını düşündüğü için yanımıza gelemiyordu. Bakımsız ve yardıma muhtaç olduğu belliydi ve daha fazla onu o şekilde göremezdim gittim ve bir paket verdim. Yüzü güldü ve koşa koşa salondan ayrıldı. Arkasından yavaşça takip ettim ve dışardaki insanlara torbayı işaret ederek; ‘’bakın bana WEFA ne verdi‘’ diyordu.
Yorulmuştuk ancak hayatım boyunca hiç yaşamadığım bir duyguydu bu. Almanya’nın ve Avrupa’nın değişik yerlerinde birçok yetim proğramları yapıyorduk ve oralarda da yoruluyorduk. Elbette ki onlar da çok tatlı yorgunluklardı. Ancak WEFA’nın üstlenmiş olduğu yetimlere artık ilk kez bu kadar yakındım. İlk defa onlara sarıldım ve kucaklaştık. Bu güzel şeyleri yaşayıp yorulmak insanın bu yaşına kadar kapılmadığı duygu seline kapılmasına sebep oluyor. Elhamdulillah WEFA olarak dünyanın değişik yerlerinde yüzlerce yetim çocuğa sponsorlar buluyoruz ve WEFA ekibi olarak da onları ziyaret ediyor manen de yanlarında olmaya çalışıyoruz.
Berat ve Tiran’da yetim çocukları evlerinde ziyaret ettik
9 yaşındaki kız çocuğu Rufaijete’nin evini ziyaret ettik. Öncelikle Almanya’dan geldiğimizi ve sponsor ailesinden çok selamlar getirdiğimizi söyledik. Çocuk, anne ve babanneden oluşan 3 haneli bu evde sıcak muhabbet oluşuverdi hemen. Babanne ağlayarak yaşam övküsünü anlatıyordu. Bir yandan da ekibimizdeki bir ablanın elini sıkıca tutuyordu. Eğer Rufaijete’ye sponsor olmasaydınız onu okula yazdıracak imkanımız yoktu diyor ve bizlere sürekli teşekkür ediyor. Bizler de diyoruz ki ‘’WEFA olarak Pakistan’da, Tanzanya’da, Tacikistan’da ve birçok ülkede Rufaijete gibi çocuklara sponsor aileler buluyoruz. WEFA olarak bizler sadece aracıyız. Avrupadaki duyarlı kardeşlerinizin sizlere çok selamını getirdik.‘’ Çocuğumuzun annesi elimizden tuttu ve yatak odasına götürdü. Evde halı, pencere zaten yok ve yatak odasında da çok eski bir yatak ve bir dolap var. O eşyalarla o kadar mutlu ki anlatamam. Bir kez daha karar verdim ki bu insanlar gerçekten çok kanaatkarlar ve küçük şeylerle mutlu olabiliyorlar. Az önce ağlayan kadın odasını bize gösterdiğinde bize göre hiç bir şeyi olmayan o küçücük odanın onun hayatındaki kocaman yerini gördüm. Bizler Türkiye’de ve Avrupa’da aldıkça alma arzumuzun ne kadar kabardığını gördüm. Rabbime şükürler olsun ki bunları analiz edebilmemize vesile olan WEFA gibi kurumlar var.
Yetim ailelerini ziyaret ettikten sonra öğlen namazı için Berat şehrinin merkezine indiğimizde tarihi Osmanlı köprü ve yapıtlarını gördük. Arabamızı park edip dışarıya çıktığımızda seyyar satıcılık yapan birisi yanımıza yanaştı ve bizimle Türkçe konuşmaya başladı. Kendisi 13 sene İstanbul ve Bursa’da çalışmış ve bundan dolayı da tamamen Türkiye hayranı olmuş. Komünist rejim yıkıldıktan sonra işsiz kaldığını ve bundan dolayı da İstanbul’da kapıcılık yaptığını söylüyor. İş imkanının Türkiye’de çok daha fazla olduğunu iddia ediyor. Ben de WEFA’nın Balkanlardaki çalışmalarından ve bununla birlikte dünyanın değişik ülke ve bölgelerinde çeşitli projelerimizden bahsettim. Çok memnun oldu ve hem bizlere hem de bizlerin buralara kadar gelmesine vesile olan hayırseverlere teşekkürlerini iletti.
Şimdiki adresimiz Berat’ın dağlarında yetim ve yoksul kalmış bir aile. Merkezden dağın tepesine doğru arabamız ile hareket etmeye başladık. Toprak yollar çok bozuk ve dağ dik olduğu için süratli gidemiyorduk. Dağın eteklerindeydik daha ve yetim ailenin evini sormak için bir bakkalın önüne yanaştığımızda gideceğimiz yetim çocuk ve annesi orada dinleniyorlardı. Evlerinde telefon olmadığı için zaten haber verememiştik ve acaba evdeler mi değiller mi diye düşünürken yolda karşılaşmış olduk. Partner kuruluşumuz ALSAR’daki abileri görünce bizleri tanıdılar ve sevindiler. Hemen arabaya aldık ve evlerine doğru yola koyulduk. Aile ile yolda karşılaştığımız için fazla yolumuzun olmadığını düşünsek de gittikçe gidiyorduk. En sonunda sorduk sizin evinizden bakkal kaç dakika sürüyor diye ve aldığımız cevapla üzerimizden kaynar sular dökülmüşcesine şok olduk. Tam tamına 90-100 dakika yürüyerek bakkala gelmeleri sürüyormuş. Nasıl yerlerden geçtiğimizi şu anda anlatamıyorum yani ne yol var ne evler var... Dağın tepesine vardığımızda gördüğümüz manzara bizleri bir kez daha üzdü. Küçücük kulübe gibi bir yer ve ne kapısı var ne penceresinin camları ne halı ne de dolap... Kadıncağız o halde bile etrafı temizlemeye çalışıyor ki evde eşya namına sadece kırık dökük bir kanepe var. Kanepenin üzerindeki tozları almaya çalışıyordu. Oturmasını ve sadece bizimle dertleşmesini söyledik. Gözlerim dolmuştu ve zor tutuyordum kendimi. Kanepeye oturdum ve 10 yaşındaki yetim çocuğumuza sarıldım. Sıcaklığını hissetikçe daha sıkı sarılıyorum ve bu esnada annenin de hayat hikayesini anlatırken ağladını görünce göz yaşlarımı tutamadım. Ekibimizdekilere baktığımda, onların da göz yaşlarını tutamadığını gördüm. 2 tane yetişkin kızı yıllar önce evlenmiş ve uzaklara gitmiş. 13 yaşındaki çocuğunun evin babası rolünü üstlendiği için çocukluğunu yaşayamadığını söylüyordu 46 yaşındaki yaşlı kadın. Yaşlı diyorum çünkü hayatta kalma mücadelesi uğruna kendini o kadar çok heba etmiş ki 60-65 yaşlarında gösteriyor ayrıca birçok hastalıkla boğuşmasından dolayı da zayıf ve bitkin düşmüş. Her eve gittiğimzide acil olarak neye ihtiyacın var diye soruyorduk ancak o soruyu burada soramadık. Çünkü evde ocak, banyo, tuvalet gibi zaruri ihtiyaçların karşılanacağı ortam bile yoktu. Oğlunun yanına yaklaştığımızda bizlere elindeki kavalı gösteriyordu. Daha sonra kavalı kendisinin yaptığını öğrenince bizim için bir şeyler çalmasını rica ettik. Sanki onu sormamızı bekliyordu ve hemen çalmaya başladı. Böylece yetim çocuğumuza yaklaştık ve başını okşadık. Orada anladım ki bu çocukların şefkate, ilgiye ihtiyacı vardı. Bir kaç ay idare edebilecekleri miktarda maddi yardımda bulunduktan sonra partner kuruluşumuza özellikle bu aile ile ilgilenmeleri için istekte bulunduk ve onlar da bunu not aldılar.
Çok zor ayrılmıştık en son gittiğimiz ailenin yanından. Arabaya oturduğumuzda otele gidesiye kadar kimse birbiri ile konuşamadı. Arkama yaslandım ve düşüncelere daldım. Diyordum ki kendi kendime ; ‘’Rabbe şükürler olsun ki ne kadar rahat ve sağlıklı şartlarda yaşıyorum.‘’
Sonuç
Arnavutluğa gitmeden önce üniversite zamanında Balkanlarla ilgili çok kitap okuduğum için kafamda birşeyler oluşmuştu. Ancak teorinin pratiğe dönüştüğünü ve böylece zihnimdekilerin doğruluğuna gözlerim ile şahit olmuştum. Faşist ve daha sonra 2. Dünya Savaşından 1990’a kadar süren komünist rejim bu ülkede çok şeyi değiştirmişti. Bizler WEFA olarak veren el ile alan el arasında sizlerin sağduyusu ile bu ülke için de köprü olmaya devam edeceğiz. Özellikle Avrupanın üvey çocuğu muamelesi görmüş Balkanların kilit ismi Arnavutluğa bakışımız farklı olmalı. 50 yıl demokratik hak ve özgürlüklerin baskı altında tutulduğu ve böylece tüm yetkilerin bir elde toplandığı bu totaliter rejim, halkı kültüründen ve dininden uzaklaştırmış. “Selamunaleyküm” diye yaklaştığımız kardeşlerimiz maalesef “Aleykümselam” diye cevap veremiyorlar çünkü öğreten olmamış. Komünizm döneminde selam verenler hapis cezaları veya sürgünlerle cezalandırıldığı için insanlar maalesef dinlerini korkudan dolayı yaşayamamışlar.
Çok şükür ki Avrupadaki hayırsever insanların yardımlarının yerlerine ulaştığını gördük.
Anlattıklarım anlatamadıklarımın şahididir.
Selam ve dua ile
Yusuf Aydın
Dış İlişkiler Sorumlusu






