Türkçe
Deutsch

Sancak ve Voyvadina‘da Kurbanla Bayramlaşmak

WEFA İnsani Yardım Organizasyonu, 2009 Kurban Kampanyası’nda Balkanları unutmadı. Bölgeye WEFA adına Kurban görevlisi olarak giden arkadaşımız Bahaddin Yıldız’ın izlemlerini aktardığı yazısını birlikte okuyalım:

 

26 Kasım Sarayova. Ayrılığın, hasretin, güzelliğin ve Bilge Mücahid Aliya İzzet Begoviç'in şehrindeyim.Bu Kurbanda WEFA'yı temsilen Balkanları bir baştan bir başa geçeceğim.


Türkiye İHH'yı temsilen gelen Ülke TV'nin Genel Yayın Yönetmeni Hasan Öztürk Bey ve İstanbul‘da öğretim üyesi olan Muhammed Hanifi Bey üç günlük Sırp vizesine baş vurmak için yol rehberimiz Rıdvan Sancaklı Bey ile konsolosluğa gittik.Ben Aliya'ya selam verip bayramlaşmak için sebilin karşısından yukarı çıkılan şehitliğe yürüdüm. Etrafına şehitlerin istirahatgâhlarının halelendiği Bilge Mücahit Aliya İzzet Begoviç'in türbesi küçük bir kubbenin altındaydı. Ona bütün müslümanların adına selam verdim, bayramlaştım. İranlılar gibi mezar taşına ellerimi koyarak fatiha okudum. Ve onunla dertleştim.
    

Teknoloji düştüğüm duygusallıktan söküp çıkarttı; cep telefonum çalıyordu. ''Vizeleri aldık, hemen yola çıkıyoruz. Sebilin orda buluşalım.''
     

Novipazar Medresesi‘nin şoförü Habip bizi almaya gelmişti. Dirina Nehri‘ni yüksekten seyreden keskin virajlı yolda Habib yoğurdu ayran yapacak yayık gibi bizi bir sağa bir sola savurarak sürüyordu. Akşam namazını Sancak'ın Uzunova (Dugapolena) köyünde cemaatle kıldık.

Yatsı vakti Novipazar‘daydık. Medresenin müdürü Mustafa Beyle istişareye oturduk. Buradaki kesimler ikinci gün yapılacakmış. Novisat'da birinci gün yapılacaktı. Ekibi bölmeden oraya gitmeye karar verdik. Bir saat sonra yola çıkacaktık. Saat sekizde Habip evinden geldi. Aynı araçla Belgrat üzerinden Novisat'a doğru yola çıktık. Gece saat ikide şehre ulaştık. Sarayova‘dan yola çıkalı on dört saat olmuştu. Sabah namazına kadar dört saatlik bir dinlenmeyi haketmiştik. Sabah namazını kıldık. Novisat‘daki merkez mescidi bulmak için yola çıktık. Mescid kiralanmış ikikatlı ince uzun bir binaydı. Üst katta olan mescit kısmı, küçük bahçe ve koridorda bayram namazına gelen cemaatle dolmuştu, kendimize zorlanarak yer bulduk. Roman müslüman kardeşlerimizle omuz omuza kıbleye yönelmiştik. Hasan bey kamerasını çalıştırmış namaz sonrası çekimler yapıyordu. Rıdvan, İmamla boşnakça konuşurken ben cemaate alışık olmadıkları el uzatmayışlarından belli olan lokumları onlara adeta zorla veriyordum.

 

 Önce ikinci kesimin yapılacağı hayvanların bulunduğu ahıra gittik; burada sekiz büyük baş hayvan vardı. Oradan Novısat'ın dış mahallelerinden biri olan Vekilirit'e gittik. Burası ikiyüzelli haneli tamamı müslüman olan bir Roman mahallesiydi. Yani bizim mahallemiz. Uzun bir sokağa girmiştik; İzmir'in Hilal'i, İstanbul‘un Sulukulesi karşımızdaydı. Cıvıl cıvıldı. Çocuklar selam verip ''Bayram Bayram''diye bayramlaşıyorlardı. Buradaki hayvanlardan ikisini hemen yatırıp kestik. Kasaplar yüzerken  biz bu mahalldeki camiyi görmek için yürüdük. Yolda gelen dört kişilik grupla bayramlaştık, camiyi sorduk. Kısa sakallı çakır gözlü genç, caminin dernek başkanıymış. Önümüze düştü. Başkan Ramazan, otuz iki yaşındaymış. Gasilhanesi, iki klasik tuvaleti, bahçede sacdan yapılmış minyatür şadırvanı olan camiye girdik. Almanyadaki mescitler gibi küçük, içi tertemiz bir camiydi. Kadınlar bölümü perdeliydi. Bayram namazını kıldığımız mescidden daha camiceydi. İmam için başladıkları evin duvarlarını bitirmişler. Paraları yetmeyince çatısız yapı tarihi bir kalıntı gibi duruyordu. İnşaallah onlara bunu bitirmek için geleceğiz dedik. Ramzanla beraber kurban yerine döndük. Parçalara ayrılan etler poşetleniyordu. Hemen dağıtıma başladık. Ramazanın et poşetini alıp başka bir torbaya içine hediye koyarak verdim. İşimiz bittiğinde Ramazanla öyle kardeşçe sarıldıkki; başka gönüllülerde Afrika‘da bir zenciye, Afganistan‘da bir Peştuna Sahrada bir Tuvarek'e böyle kalpten sarılıyordu. Ramazan‘ı Avrupada‘ki bütün dostlar adına tutmuş, adresini almıştım ve O'nu bir daha bırakmayacaktık.


Güneş ufukta kızarırken Sancağa doğru yola çıktık. Yatsı namazını Belgrad'ın Bayrak camiindeki dört cemaatine katılıp kıldık.


Bayramın dördüncü günü Prizren‘de sadece yetimlere dağıtılan kurban ve hediye dağıtımı anında Hasan Öztürk Bey, babası şehid Ayşe Vesa'ya ''Burada bir Hacı Kemal varmış, kim O?'' diye sordu. Vesa gururla ''O, bizim babamız, o olmasaydı....''

 

Muhammed Hanifi Hoca benden önce minibüsün arkasına koşmuştu; başlarımızı soğuk metale dayayıp en insanca olanı yapıp ağladık...
                                                                                        

Bahattin YILDIZ