Türkçe
Deutsch

WEFA yetimleri evlendirecek

Dünyanın bir çok coğrafyasında farklı daimi yardım projelerini başarıyla sürdüren WEFA, fakir ve yetimleri evlendirme projesini hayata geçiriyor. Hayırseverlerden destek bekleniyor.

WEFA İnsani Yardım Organizasyonu, savaş ve doğal afetlerdeki acil yardımlar, Ramazan ve Kurban gibi dönemsel çalışmaların yanısıra daimi yardım projelerine de devam ediyor. Bugüne kadar dünyanın bir çok coğrafyasında farklı daimi yardım projelerini başarıyla sürdüren WEFA, fakir ve yetimleri evlendirme projesini de hayata geçiriyor. İlk etapta Arakan bölgesinde başlatılacak projeye Avrupa’daki hayırseverlerden destek bekleniyor.

 

Eski adı Burma olan Myanmar’daki baskılar yüzünden ülkelerinden çıkmak zorunda kalan Arakanlılar, Bangladeş’in güneyine sığınıyorlar. Buradaki kamplarda yaşam mücadelesi veren Arakanlılar, ancak yardım kuruluşları geldiğinde karınlarını doyurabiliyorlar. WEFA, bu bölgede her yıl gerçekleştirdiği Ramazan ve Kurban Kampanyalarının yanında yetim sponsorluğu, yetimhane inşaatı, gıda ve battaniye dağıtımları, kırtasiye yardımı, su kuyusu ve gelir temini projelerini de gerçekleştiriyor.

 

Önümüzdeki günlerde başlatılacak yetimleri evlendirme projesine Avrupa’daki hayırseverler destek olabilecekler.

 

Proje neleri kapsıyor ve bağış miktarı nedir?

 

Fakir ve yetimleri evlendirme projesine Avrupa’daki hayırseverler 1200 Euro ile katılabilecekler. Bu bağış ile çok muhtaç durumda olan bir yetimi evlendirmiş olacaklar. Bu meblağ şunları kapsıyor:

 

1.   Düğün yemeği ve diğer düğün masrafları

2.   Evleneceklere nakit para

3.   Geline altın ve takı

4.   Damat ve gelin için elbise

5.   Gelin için kozmetik ve çanta

6.   Mobilya (yatak, çarşaf, yastık v.s.)

 

Evlendirme Projesi nasıl işleyecek?

 

1.   WEFA bölgedeki evlenme çağına gelmiş olduğu halde evlenemeyen fakir ve yetim kızları tespit edecek.

2.   Avrupa’daki hayırseverler 1200 Euro bağış ile projeye katılacaklar.

3.   WEFA, bölgede kız tarafı olarak hareket edecek; örf ve adetlere göre isteme olacak, Dini ve resmi nikah kıyılacak.

4.   WEFA, Avrupa’daki hayırsever adına tüm düğün ve ev kurma masraflarını karşılayacak; geline altın ve takılar alınacak, gelin ve damada elbiseler alınacak.

5.   Düğün yapılacak; düğün yemeği verilecek.

6.   Damat ve gelin için ev döşenecek; mobilya alınacak.

7.   Bu hayırlı işe vesile olan bağışçıya, evlendirdiği gelin ve damadın düğün fotoğraflarıyla birlikte bir Teşekkür Belgesi gönderilecek.   

 

Niçin Bangladeş, neden Arakanlılar?

 

Evlendirme projesine Arakan bölgesinden başlıyoruz. İleride diğer ülkelerde devam edeceğiz. Arakanlı mazlumların sesi günümüzde maalesef fazla duyulmamaktadır. İçerisinde bulundukları sıkıntılar medyada haber değeri taşımamaktadır. WEFA, kurulduğu günden bu yana diğer muhtaç coğrafyalarda olduğu gibi Arakanlıların da yanında olmuştur. Onları düzenli olarak ziyaret etmiş, problemlerini yerinde tespit ederek yardım projeleri geliştirmiştir.

 

Bangladeş’te kız çocuğu dünyaya gelenler cehaletten kaynaklanan bir düşünceyle sanki dünyaya küsüyorlar. Bu ülkede belkide dünyada bir başka örneği bulunmayan bir uygulama yapılıyor; evliliklerde tüm düğün ve ev kurma masrafları kız tarafına ait oluyor. Düğünü kız yapmak zorunda ve evin tüm döşemesini evlenecek kız üstlenmek zorunda. Bu yüzden Bangladeş’teki evlilik çağına gelmiş yüzbinlerce fakir ve yetim genç kız evlenememektedirler. Evlilik masraflarını karşılamak için konfeksiyon ve tekstil atölyelerinde günde 14 saat çalışıp ayda sadece 30 dolar kazanan bu kızlar çok büyük bir sıkıntı içerisinde baba evlerinde beklemek zorunda kalmaktadırlar. Avrupa’daki hayırseverler yapacakları bağışla fakir ve yetim bir kızın tüm düğün ve ev masraflarını üstlenerek bir yuva kurmuş olacaklar. 

 

Bölgedeki parter kurumumuzun yetkilisinden çağrı

 

WEFA’nın bölgedeki partner kurumunun sosyal yardım görevlisi Ahmed Samir’in şöyle bir çağrısı var; “Ben bir Arakanlı sosyal yardım görevlisi olarak WEFA İnsani Yardım Organizasyonu aracılığı ile Avrupa’da yaşayan kardeşlerimize rica ediyorum; sizler de bir Arakanlı yetim kızın yuva kurmasına yardımcı olun. Bu dünyada bir fakirin evlenip yuva kurmasına yardımcı olursanız umarım ki Allah’ta size her işinizde yardım eder.“

 

Arakan; ne arayan, ne soran

 

Aşağıda Arakanlıları ziyaret eden yazar Ramazan Kayan’ın izlenimlerini okuyacaksınız:

Ümmetin evlatlarının hicranına tanıklık etmek ve bunu sizlerle paylaşmak, aynı acıları yeniden yaşamak anlamına gelmektedir. Sözü Bangladeş seyahatimizde ziyaret ettiğimiz Arakanlı Müslümanlara getirmek istiyorum.

 

Arakan ismi çok da aşina olduğumuz bir isim değil... Gözden de gönülden de uzak bir İslam diyarı... Adeta ümmetin ötekileri ya da ötelenenleri...

 

Tarihte 1434-1734 yılları arasında 300 yıl İslam krallığı olarak hüküm süren Arakanlı Müslümanlar, bugün askeri cunta ile yönetilen Myanmar devletinin baskıcı politikaları ile sistematik olarak yok edilmeye çalışmaktadırlar... Ülkede 5 milyonluk nüfusun yarısı dünyanın değişik ülkelerine göç etmiş durumda...

 

Myanmar`da Arakanlı Müslümanlara uygulanan zulümleri şu cümlelerle özetleyebiliriz: Myanmar`da bir Müslüman evlenmeyi veya çocuk sahibi olmayı düşünüyorsa mutlaka devletten izin almak zorunda... Askeri yönetim Müslüman nüfusun artışını engellemek için evlilik başvurularını genelde reddediyor. Bu nedenle birçok genç, başka ülkelere gitmeye çalışıyor... Myanmar`da bir Müslüman bir yerden başka bir yere gitmek istiyorsa veya evine bir misafir gelecekse bu durumu askeri cuntaya bildirmek zorundadır. Şayet izinsiz bir seyahatte bulunursa cezası 6 ay hapistir... Müslüman çocuklar sadece ilkokul eğitimi alma hakkına sahipler, lise veya üniversite okumak istiyorlarsa din değiştirip Budist olmaları istenmektedir... Ezan yasak... Kur`an öğrenmek, öğretmek yasak... Sakal bırakmak yasak... Tecavüz, talan, toprak gaspı, camii yıkımı, her türlü hak ihlali dur durak bilmiyor... Ardı arkası gelmeyen yasaklardan bunalan Arakanlı Müslümanlar, can havliyle kendilerini Bangladeş`e atmaktadırlar... Bangladeş`te onları bekleyen farklı bir trajedi bulunuyor... Bir korku tünelinden çıkan bu mazlumlar yeni bir meçhule sürükleniyorlar.

 

Naf Nehri... Bangladeş-Myanmar sınırını belirleyen, mültecilerin geçiş noktası... Ölümle özgürlüğün kesiştiği bu nehir, her yıl onlarca Arakanlının hayatını kaybetmesine neden oluyor...

 

Myanmar hükümeti mültecilerin asilerle işbirliği içinde olduğunu iddia ediyor. Bangladeş yönetimi ise kamplarda İslamcı militanların varlığını öne sürerek, buraları tehdit kapsamında değerlendiriyor... Son yıllarda yardım kuruluşlarının bu kamplara girmelerine müsaade edilmiyor.

 

Kamplardaki mültecilerin kendi sorunlarını çözmek, hak arayışlarını sürdürmek için örgütlenmelerine izin verilmemektedir. Bu şartlarda uluslararası kamuoyuna ne seslerini duyuracak bir kanal… Ne de kendilerini temsil edecek bir kurum veya kişi bulunuyor... Daha önce Bosna, Filistin, Afgan mülteci kamplarını gören biri olarak söylüyorum… Arakan mülteci kampları hiç birine benzemiyor... Hani, beterin beteri derler ya, işte öyle bir durum... Sefaletin her türlüsü yürek sızlatıyor...

 

Leda, Noyapara, Kutubalang mülteci kampları... BM`ye kayıtlı olanlar kısmen insani yaşam standartlarına sahip... Kayıtlı olmayanlar (unregisted) sözün bittiği, insanlığın tükendiği sınır... Kayıtsız Kutubalang kampına yasak da olsa girmeyi göze alıyoruz... Dar bir alana hapsedilmiş 15 bin insan... Yüzde 65’i çocuk... İnsanlar adeta istiflenmiş... Yiyecekleri ağaç yaprakları ve otlar... İçecekleri yağmur suyu... Barınakları ağaç dallarından derme çatma yaptıkları 5metrekarelik küçücük kulübeler... Muson yağmurları ile ıslanan, çamur zeminde uyutulan bebeler... O ıslak kulübelerde yağmurdan korunmak için 5 metrelik bir naylonun ne büyük servet olduğunu insan burada anlıyor... Ama o kadarı bile yok!

 

Burada yoksulluk, açlık, fakirlik, havaic-i asliye, nisab… tarifleri değişiyor... Hiç bir şey kitaplarda okuduğumuz gibi değil... Tanımlar, anlamlar, kalıplar, kriterler, çerçeveler, standartlar uymuyor...

 

Bu insanların adı yok!

 

Muhacir mi? Mülteci mi? Misafir mi? Mahkûm mu? Mukim mi? Göçmen mi? Esir mi? Yolcu mu? Kimse bilmiyor...

 

Allah`ın arzında ne oldukları belli değil!

 

Statüleri yok... Tabiiyetleri yok... Toprakları yok... Kimlikleri yok... Ne yurtları ne yuvaları, sadece ortada kalmış yavruları var... Ve parçalanmış binlerce aile...

 

Sanki gökyüzü ile yeryüzü daralmış, araya sıkışıp kalmışlar...

 

Rehberimiz bizi sıkı sıkı tembihlemişti:

 

“Sakın kamp içinde yardım etmeye kalkışmayın, oluşacak izdihamdan can kaybı olursa vicdan azabından kurtulamazsınız.”

 

Zaten bu uyarı her şeyi anlamamıza yetmişti...

 

Düşünüyorum, şu dünyada yırtıcı hayvanların bile barınakları, inleri varken, bunların o da yok...

 

Mekke`deki ilk Müslümanların kapısını çalacakları bir Habeşistan vardı... Bir Yesrib vardı... Bugün Arakanlılara tüm kapılar kapalı...

 

Peki, bunların suçu neydi?

 

“Rabbimiz Allah`tır” demekten başka bu insanlar ne yaptılar?

 

Sanıyorum kamplardaki insani dramın boyutlarını anlamak için annelerin bize emanet ettiği cümleler gerçeği anlamamıza yeterli olacaktır:

 

“Bizi bütün acılarımızdan kurtaracak olan ölümü bekliyoruz.”

 

“Bu dünyada kimsenin umurunda değiliz. Evimiz yok, geleceğimiz yok, hayallerimiz yok...”

 

“Timsahla yılan arasında sıkıştık kaldık.”

 

Evet, bu cümlelerle döndük…

 

Arakanlı mahrum annelerin, mazlum çocukların bakışları altında ruhen ezik, kalben buruk geldik...

 

Filistinli kız çocuğu “Utanın!” diye haykırmıştı, Arakanlı çocuğun ses verecek mecali bile yok!

 

Peki, bize düşen nedir?

 

Evet, utanmak ama önce uyanmak...

 

Ramazan KAYAN