Dört mevsim açlık, kuraklık ve ölümlerin eksik olmadığı kısmetsiz coğrafya. Onların kaderi Batı’nın ve İslam ülkelerinin insafını beklemek ve yollarını gözlemekle geçen bir ömre teslim. Belki de en acı, en dokunaklı ve etkili açlığın hikayesi, Etiyopya’da yazılır.
D. Aydın
Dört mevsim açlık, kuraklık ve ölümlerin eksik olmadığı kısmetsiz coğrafya. Onların kaderi Batı’nın ve İslam ülkelerinin insafını beklemek ve yollarını gözlemekle geçen bir ömre teslim. Belki de en acı, en dokunaklı ve etkili açlığın hikayesi, Etiyopya’da yazılır.
Kurban Bayramı vesilesi ile Etiyopya’ya bir seyahatimiz oldu. Etiyopya denilinçe akla gelenler belliydi; fakirlik, yokluk, kuraklık, susuzluk ve açlıktan ölümler.
Kuraklığın etkisindeki bölgelerde çocuklar, yaşlılar ölüyorlar. Kuraklık, insanların tek geçim kaynağı olan hayvanları da vurmakta.
Halkı yüzde 65 Müslüman olan ülkede nüfusun yüzde 35’ini Hıristiyanlar oluşturmakta. Yönetim Hıristiyan “Tigray”ların denetiminde.
1 milyon 221 bin kilometre kare büyüklüğünde olan Etiyopya sınırları, Sudan, Eritre, Cibuti, Somali ve Kenya’ya komşu. Tropik bir kuşak içinde bulunan ülke yüksek kesimlerinde ılıman, alçak kesimlerinde sıcak bir iklime sahip. Federal Cumhuriyet idaresindeki ülke, dünyanın en az gelişmiş ülkesi konumundan uzun yıllardır kurtulamamış, talihsiz bir ülkedir. İşgücü, yüzde 80 tarıma dayanmaktadır. İhraç ettiği en önemli ürünü kahvedir. Her 10 senede bir tekrarlanan kuraklık, tarımın sağlıklı yapılmasını engelliyor. Hükümet devlete ait tesisleri satarak, ekonomiyi yavaş yavaş liberalleştirmeye çalışmaktadır. Tabi ki bunda kısa sürede sonuç alması zor gibi görünüyor. Eritre ile uzun süre devam eden savaş, ülkenin su problemi, yollar, altyapı gibi önemli sorunları ihmal etmesine yol açmış. Endüstri faaliyetlerini gıda, tekstil, kimyasallar, meşrubat, çimento ve metaller oluşturuyor.
Ülke genelinde okuma yazma oranı yüzde 28. Ülkede 9 üniversite 16 fakülte bulunmakta. 2002 öğretim yılında 4 bin öğrenci üniversitelerden mezun olmuş. Bunların sadece 50 tanesini Müslüman öğrenciler oluşturmakta. Üniversite okumak tamamen maddi güce dayalı.
Ülkenin en büyük sorunu açlık ve susuzluk ama aslında Etiyopya’da 70 tane nehir var ve irili ufaklı göllerin bulunduğunu görmek de insanı hayrete düşürüyor. Başkent Addis Ababa (Yeni güller), adı gibi çiçekler, yeşilliklerle dolu ve etrafı dağlık. Peki problem nerede dersek?
Yönetim, altyapı ve organizasyon sıkıntısı en temel sebep. Nil’in kaynağı Sudan ve Etiyopya’dır. Mısır, Nil’e, Nil de Etiyopya’ya bağımlıdır. Etiyopya, Mısır’a akan suyun yüzde 80’ine sahiptir. Dağlardan gelen su Sudan’a akar. İkinci nehir Nil’i besler.
60 milyon nüfusu, bakir toprakları, dış ve iç problemlerini hallederek sükuna kavuşan Etyopya, Afrika’da stratejik bir öneme sahip. 18 Haziran 2000 yılında Eritre ile arasındaki savaşa son veren Etiyopya, artık batılı devletlerin yakın kuşatma ve markajı altında kendi ayakları üzerinde durmanın yollarını arıyor.
Şimdilerde durum daha da vahim. Halk aç ve çaresiz, dışarıdan gelecek yardıma muhtaç; insanlar eğitimsiz, sağlık koşulları yetersiz. AIDS çok büyük bir tehlike. Ülkede 400 yardım kuruluşu var ve bunların büyük çoğunluğunu batılı kuruluşlar oluşturmaktadır. Son 10 yıl içinde kurulan 45 İslami yardım kuruluşu, faaliyetlerine maalesef “yeterli destek göremediği için” son veriyor. Buradaki yardım kuruluşlarının varlıklarını dışarıdan gelen yardımla sürdürüyor. Kuveyt ve Suudi Arabistan’dan yapılan yardımlar dışında Avrupa’da bulunan Müslümanların kurduğu sivil kuruluşların desteği ile buradaki insanların yaralarına merhem olunmaktadır. Etiyopya’da fakirlik yok, açlık var, yokluk var ve ölümler var… Su yok… Ekmek yok…
Bayram sabahı Acce beldesinde açık geniş bir arazide toplanan binlerce kişi bayram namazını kıldıktan sonra 300 kurban kesildi. Ardından Alemgabani, Şahşamani beldelerinde kurban törenine katıldık. Sakin ve güleç yüzlü insanlarla bayramlaştıktan sonra Zuvagda beldesinde ailelere gıda yardımına katıldık. Katar, İngiltere, Almanya, Kuveyt ve Suudi Arabistan’dan gelen yardım kuruluşlarının koşuşturmaları bizi duygulandırıyordu. İnsanların yardımları alırken yaşadıkları sevinçlerini anlatmak kabil-i mümkün bir şey değil. (Keşke insan, Etiyopya’ya hayatında bir kez bir paket gıda getirip kendi eliyle bir çocuğa, bir kadına bir gence verebilse.) Buralara yardım yapmak çok maliyetli ve zor değil. Bir çiftçiye 2 öküz, saban ve gübre 400 dolara alınıyor. Ölene kadar arazi sürüyor. Koşulların sağlıksız olması nedeniyle zaten ömrü 40-47 yıl.
Etiyopya’da bir fakültede okumak isteyen bir öğrencinin aylık masrafı ise 25 dolardır. Yıllık 250 dolar yapar. Parası olan okuyabiliyor. Bir öğrencinin 3 ila 6 ay arasındaki bir bilgisayar eğitimi için yaptığı masraf 250 dolar ve bununla kendisine bir iş kapısını açmış oluyor. Gençler özellikle yardım kuruluşlarından bunları talep ediyorlar. 250 dolara yaklaşık 50 ailenin bir haftalık temel gıda ihtiyaçlarını karşılayabilirsiniz. Yani küçük bağışlarla bu insanlar için çok şeyler yapabiliriz.
Etiyopya insanlarına Batı’nın ve İslam dünyasının en azından insanlık borcu var. Özelde İslam dünyasının bir vefa borcu var. Tarihte Habeşistan olarak bilinen Etiyopya’nın, İslam tarihinde, Müslümanların hafızasında ve kalbinde, çok özel bir yerinin olduğunu hepimiz biliyoruz. Peygamberimizin sevgili arkadaşlarına kucak açan, onları koruyan, kollayan Habeşlilere karşı varolan insanlık ve vefa borcumuzu hatırlatmak zorunda hissediyoruz kendimizi.
Etiyopya insanının dramı göz ardı edilmemelidir. İşlerin en hayırlısı az da olsa sürekli olanıdır.
Etiyopya’dan ayrılırken sebebini çözemediğimiz sonsuz bir mutlulukla birlikte hüzün karışımı sevinç-hüzün karışımı bir duygu yüküyle ayrıldık. Bizi en çok etkileyen şey ise insanların gözleriyle gülümsemeleri ve konuşmalarıydı. Belki de ilk kez gözleriyle gülen insanları, çocukları, anneleri Etiyopya’da gördük.Bizce en dikkate değer olanı buydu: Mağdur ve masum Etiyopya insanının her şeye rağmen gülen yüzü...
Diğer yazılar
Bangladeş'e uzanan hayır yolculuğu




