Türkçe
Deutsch

Motosiklet üzerinde üç kişi yaklaşıyor. Motosikleti kullanan, hemen hemen hiç soluklanmadan ve bize herhangi bir söz hakkı tanımadan, “Allah aşkına söyleyin, kurbanlarınızı Nijerya’da kesmek nereden aklınıza geldi? Ne güzel bir iş yaptınız böyle. Bu hayatımda görebileceğim en muhteşem şey.” diyor. “Bir daha bizi unutmayın!” diye ekliyor ve uzaklaşıyor.

Y. Armağan

 

Yolculuğumuzun İstanbul-Dubai ayağı tamamlandığında yaklaşık sekiz saat kadar Dubai Havaalanı’nda beklemek zorundaydık. Dubai Havaalanı’nın içerisindeki serbest bölgede bir aşağı bir yukarı dolaşıp dururken, dışarıda nasıl bir hayatın var olduğuna dair ipuçlarını da elde ediyorduk. Burada, dünyanın hemen her bölgesinden insan görmek mümkün. Aktarma için bekleyenler, beklerken uykusuna yenik düşerek çöl görünümlü halıların üzerine uzanıverenler, yürüyen bantlarda elleri cebinde sağa sola bakınarak yürüyenler, gecenin ilerleyen saatleri olmasına rağmen çılgınlar gibi alışverişe devam edenler, sosyetik kafelerde espressosunu yudumlayanlar, bineceği uçağın panodan haberini bekleyenler... Doğrusu havaalanının iyi organize edilmiş olduğunu söyleyebiliriz. Mescitte, bir Afganlının arkasında kıldığımız sabah namazının akabinde, oturduğumuz bankta yarım saatten biraz fazla kestirme şansı buluyoruz.

 

Nijeryalılarla ilk karşılaşma

Bekleme süremizin sonunda Lagos uçuşu için çıkış kapısına yöneldiğimizde nihayet Nijerya vatandaşlarıyla ilk kontağımızı da kurmuş oluyorduk. Bilet kontrollerimizden sonra geçtiğimiz bekleme salonunda bulunanların önemli bir çoğunluğu, beyazlaşmaya çalışan zenciler görünümündeydi. Ağızlarını yayarak çiğnedikleri sakızları eşliğinde Amerikan aksanıyla konuşmaya çalıştıkları İngilizcelerini ve hangi şart altında olurlarsa olsunlar çıkarmadıkları güneş gözlüklerini ilk planda aklımızı doldurduğumuz güvenlik ikazlarıyla birleştirdiğimizde, tedirgin edici bir tablo için başkaca dekora gerek kalmıyordu doğrusu. En çok, birbirlerini çağırırken kullandıkları “sss” sesini duyuyoruz. Salonun hemen her yerinden bu sesler geliyor. Bu seslenme biçimi, bizdeki “hişşt”in bir karşılığı olmalı...

Yaklaşık 7,5 saat süren bir uçuş sonrası inişe geçme vakti geliyor, kemerlerimizi bağlamalıyız. Çocukluğumda bu kemer bağlama işlemi yapılmadığında, uçakların yere inemediklerini sanırdım. Kemerlerimiz, havayolu firmasının çok uluslu personelince tek tek kontrol edilirken, uçağın küçük camlarından Nijerya’nın nasıl bir yer olduğuna dair ilk malumatımızı yakalamak için fırsat kolluyoruz. Tek katlı evler ilk göze çarpan şey burada. Belli bir plan dahilinde kurulu sokaklar var. Şehrin üzerindeki sis bulutu fazlaca uzağı görebilmemize imkan vermiyor.

 

 

Ve sonunda Nijerya’dayız…

Dubai-Lagos ayağında havayolu firmasınca, doldurmamız için dağıtılan bilgilendirici formları doldurduktan sonra pasaport kontrol sıramızı beklemeye koyulduk. Bu formlar, şahsımıza ait tüm bilgiler, kalacağımız yerin adres ve telefonları, ayrıca Nijerya’dan bir telefon numarası, pasaport bilgilerimizin hemen tümü ve Nijerya’ya ne kadar meblağla gireceğimize dair beyanımız gibi bölümlerden oluşuyor. Bu formlar ve pasaportlarımızla birlikte pasaport polisinin önüne diziliyoruz. Abartmadan ifade edelim; görevli polisin, bir pasaportumuza bir bize bakarak geçirdiği süre neredeyse yarım saat. Ardından ilave görevlilerin de dahil olduğu, uzunca sayılabilecek, terletici bir sorgu sual neticesinde, görev/yetki belgemizin eski bir makinadan fotokopisinin alınmasını müteakiben, Nijerya topraklarına salıverildik.

Nijerya’daki ilk sürpriz, valizlerimi almak için beklediğim bagaj bandındaki bir kağıttan ismimi okuduğumda karşıladı beni. Bütün giysilerimin ve temizlik malzemelerimin yer aldığı valizimin Dubai’de kaldığını haber veriyordu kara bandın üzerinde dolaşan beyaz kağıt. Kayıp valizime ilişkin zabtımı tutturduktan sonra diğer eşyalarımızla beraber havaalanının aldatıcılığından, Nijerya’nın gerçekliğine adım attık.

Partner kuruluşun temsilcileri tarafından karşılandık. Onca bekleyen arasından, bizi bekleyenlerin kim olabileceğini kestirebilmek hayli güçtü doğrusu. Ancak onlar için bu iş oldukça kolay oldu. Çünkü uçaktan inen birkaç beyaz adamdan biriydik neticede. Yol yorgunluğundan olsa gerek, selamlaşmamızın hemen akabinde ilk sorduğumuz şey otelimizin yeriydi. Havaalanında bulunan otelin fiyatları kişi başı 100 dolardan başlıyordu. Bu rakamı hayli fazla bulduğumuzdan, başka bir otel araştırabileceğimizi ifade ettik.

 

Puslu bir Lagos sabahı…

Sürekli korna çalan bir taksiyle şehrin caddelerine daldık. Dört-altı metrekarelik dükkanlarda yerel yiyecekler satanlar, her sokakta bir dükkan görüntüsündeki kiliseler, Avrupa’nın hurdalıklarından getirtilmiş, toplu taşıma aracı olarak kullanılan, yarım asırlık, sarı, kapısız Volkswagenler, sarı araçların kapılarından sarkarak bir yandan da para sayma maharetini gösterebilen muavinler, kendisini göstermeyen güneş, tozun toprağın arasından yükselen kaosun müziği, trafiğin durduğu esnalarda camımıza yaklaşarak “oibo” (beyaz adam) diye seslenen delikanlıların arasından sıyrılarak varıyoruz Abdulaziz Islamic Foundation’a. Burası Lagos eyaletinin İdimu şehrinde kurulu bir merkez. İmam Hasan İbrahim, iri yapılı vücuduyla sarılıyor bize. Kendimizi ilk kez güvende hissediyoruz. Bir anda etrafımız meraklı gözlerle doluyor. Bir küçük çocuğun saçlarında elim gezinirken diğer çocukların tedirginliklerinin azaldığını hissediyorum. Bunun verdiği mutluluğu anlatabilmenin tarifsizliğine bırakıyorum kendimi.

Puslu bir Lagos sabahı. Afrika’nın meşhur güneşini geldiğimizden bu yana göremedik. Güneş sanki isli bir camın arkasında. Bu aylar, çöl kumlarının oluşturduğu kum bulutlarının gölgesinde geçermiş. Hava nemli, boğucu ve daraltıcı.

 

Otelde bir gece…

İlk gecemizi geçirdiğimiz otel, bizim sahillerimizdeki tek katlı derme çatma evlerden kurulu kamp yerlerimizi andırıyor. İlk görünüşteki farkı, toplama kamplarını andırır demir kapıları. Odanın ampulleri, sürekli gidip gelen elektrikle buluşabildiği anlarda ancak bir mumun ışığı kadar aydınlık sunabiliyor. Çantama tişörtümü sararak yaptığım yastıkta, mümkün olduğunca yatağın en ucunda kalarak uyumaya çalıştığım bu gecenin sabahı, bütün basıklığına rağmen geceden daha hayırlı geliyor gözlerime.

Akşamdan yaptığımız kurban organizasyonu planının detaylarını bir kez daha gözden geçiriyorum. Nijerya’daki partner kuruluşumuz NACOMYO (National Counsil of Muslim Youth Organization/Ulusal Müslüman Gençlik Organizasyonları Birliği) ile müşterek organizasyonumuz sayesinde, sekiz ayrı bölgede kurbanlar kesilecek. Her detayı düşünüyoruz. Emanetimiz ağır. Amacımız hakkı verilerek kesilmiş kurbanlara şahitlik etmek.

Hayvan pazarına gidiyoruz. Kalabalık bir kitle olanca doğallığıyla bizimle birlikte hareket ediyor. Biz yürüyoruz, onlar da yürüyor, duruyoruz, duruyorlar... Yerel giysileri içerisinde bir kadın avucuna sıkıştırdığı parayla kurbanlık hayvan bakınıyor. İbadetini en güzeliyle yapabilmenin telaşı gözlerinden okunuyor. Çocuklar ve gençlerle sohbet ediyoruz.

 

Beyaz avuçlardaki küçük simsiyah ellerin huzuru

Günlerden Cuma... Nijerya’da Cuma namazları, hutbenin okunup, cemaatin namazını eda etmesini müteakip ayrıldığı manzaralardan hayli uzak. Cemaat hutbe esnasında soru sorabiliyorlar. Katılımcı ve aktif bir ibadete tanıklık ediyoruz. Kadınlar da camideler. İmamın İngilizce olarak söylediği her şey, tok sesli biri tarafından yerel dile tercüme ediliyor. Çocuklar caminin en mutlu unsurları. Bütün olan biteni kucağımda küçük bir kız çocuğuyla izliyorum. Küçük simsiyah ellerini avucumdan hiç ayırmadan noktalıyorum Cuma namazımı.

Nijerya’daki yerel yiyecek ve içeceklerden sağlığımız adına uzak durmamız öğütlenmişti bize. Gerçekten de hem görüntü hem de koku olarak, tadı ne olursa olsun uzak kalmanın hayrımıza olacağını düşündüğümüz yiyeceklerle dolu her yanımız. Dükkan önlerinde bizi çeken tek şey muz başta olmak üzere tropikal meyveler. Kurutularak ipe dizilmiş kedi balıkları ve paslı ızgaralarda sokakların olanca tozu arasında pişirilerek bir gazete kağıdının üzerinde servis edilen etlerin yanından hızla geçerek otelimize giriyoruz.

 

“Afrika’da her otuz saniyede bir çocuk malariadan (sıtma) ölüyor!”

Rengarenk yerel giysilerini bayramın aziz hatırasına kuşanmış Lagoslu Müslümanlar yollardalar. Herkes tatlı bir telaşla koşuşturmacada. Anne babasının eteğine tutunarak bayram namazı için saf tutmaya giden çocuklarla kurbanlık koyununu şehrin kaosundan muhafaza ederek şefkatle götürmeye çalışan yaşlı bir adam, günün ilk fotoğrafı için aynı kareye sığıyorlar hafızamızda.

Oldukça lüks araçlar içerisinde, bayramlıklarıyla hanımefendiler ve beyefendiler askeri bölge içerisindeki Merkez Camii’ne doğru, bayram namazı kılmak için, askerlerin ta’zimi eşliğinde aheste aheste ilerliyorlar. Sefaletin tüm boyutlarına tanıklıktan sonra bu manzara ağır geliyor. Dönüş yolunda, bir reklam tabelasının koyu cümleleri düşüyor üzerimize: “Afrika’da her otuz saniyede bir çocuk malariadan (sıtma) ölüyor!”

Kalabalık ailelerin yaşadığı gecekondularda nüfus hayli yoğun. Ailelerin, beş dolarlık malaria (sıtma) ilacını satın alamadıkları için ölüme uğurladıkları çocuklarına nazaran şanslı sayılan çocukların gülümsemeleri ve çığlıkları arasında daracık Lagos sokaklarında ilerliyoruz.

Abule-Odu, Amukoko, Ajegunle, Lagos Island, Lagos Mainland, Orile, İdimu ve Bab es-Selam Yetimhanesi kurban kestiğimiz yerler. Koskoca Lagos’ta tüm bu bölgeleri tek tek geziyoruz. Her şey yolunda gidiyor. Bu bölgelerin tamamı, ihtiyaç sahibi halkın yaşadığı bölgeler. Lagos şehir hayatının tüm sefaletini bünyesinde barındıran bu bölgelerde kesilen kurbanlarla yemek pişirilmesini sağlayarak, yemeklerin Yaşlılar Evi, Lagos Hapishanesi, Bab-üs-Selam Yetimhanesi ve Özürlüler Merkezi (Görme Engelliler, Sağır ve Dilsizler, Çolaklar ve Fiziksel Engelliler)’nde dağıtılmasını sağlıyoruz.

Lagos eyalet nüfusu, resmi rakamlara göre 15 milyon. Ancak bu rakamın gayri resmî olarak 20 milyon civarında olduğu aldığımız bilgiler arasında. Nijerya’nın toplam nüfusunun 150 milyona yaklaştığı düşünüldüğünde, ülke nüfusunun oldukça önemli bir kısmının bu şehirde yaşadığını görürüz.

Nüfusun çok önemli bir kısmı, gecekondu diye adlandırdığımız derme çatma evlerde yaşıyor. Bu evlerin bulunduğu muhitlerin de derme çatma kurgulandığını ifadelendirebiliriz. Varoşlarda her evde birkaç aile yaşamak zorunda. Ve bu aileler ortalama dokuz kişiden müteşekkil.

Lagos, Nijerya’nın eski başkenti. Ülkenin kuzey ve iç bölgelerinden yoğun göç alması sebebiyle sıkışmış, arabesk bir kültürel yapıdan söz etmek mümkün. Gelenekler ile modern yaşamın gel-gitleri arasında kalmışlığın getirdiği bir sosyal sıkıntı söz konusu şehirde. Bir yanda aşırı zengin bir nüfusun yaşadığı Lagos’da, hemen birkaç sokak içerilerde ve kenar mahallelerde bu zengin nüfusun her daim özentisi ile büyüyen ciddi bir nüfusla karşılaşıyoruz.

 

“Allah aşkına söyleyin, kurbanlarınızı Nijerya’da kesmek nereden aklınıza geldi?”

Motosiklet üzerinde üç kişi yaklaşıyor. Motosikleti kullanan, hemen hemen hiç soluklanmadan ve bize herhangi bir söz hakkı tanımadan, “Allah aşkına söyleyin, kurbanlarınızı Nijerya’da kesmek nereden aklınıza geldi? Ne güzel bir iş yaptınız böyle. Bu hayatımda görebileceğim en muhteşem şey.” diyor. “Bir daha bizi unutmayın!” diye ekliyor ve uzaklaşıyor. Sadece birbirimizin yüzüne bakakalıyoruz.

 

Bab-üs-Selam’a gönüller dolusu selam!

Bab-üs-Selam’dayız... Mısırlı Muhammed Şaban 15 yıl önce gelmiş buralara. Hastanelerde, sokaklarda terk edilen, annesiz/babasız kalmış çocukları toplamış, bir yetimhane kurmuş. Adını Bab-üs-Selam koymuş. Bab-üs-Selam; Selam Kapısı... Burada İngilizce ve Arapça eğitim veriliyor. Buradaki yetimler Güney Nijerya’nın en iyi karatecileri ve en iyi Kur’an-ı Kerim okuyanları. Kızlardan biri Rahman suresini okuduğunda gözümüzden süzülen yaşa dur demenin imkanını bulamıyoruz. Şekerlemeleri, birkaç oyuncak ve meyve sularını ikram ediyoruz çocuklara bir kez daha. Çocuklarla bolca vakit geçiriyoruz. Buradaki çocukların, dışarıdaki çocuklara nazaran daha iyi şartlarda yetişiyor olmaları su serpiyor yüreğimize. Nijerya’da bu tarzdaki çocuklara bakış pek hoş değil, evlenirken sıkıntı yaşıyorlar mesela. Neseplerinin biliniyor olmasını tercih ediyorlar. Çocuklar büyüyorlar gittikçe. Büyüyüp yuva kurmak istediklerinde başlarına gelecek sıkıntılar belli ki epey çatallanacak. Özellikle, üniversite eğitimleri için yardım isteniyor bizden. Çocuklar tam Nijerya’nın ihtiyacı olan meslekleri seçme niyetindeler genelde; Eczacılık ve Tıp.

 

Kabile kavgalarıyla birbirine düşürülen zavallı insanlar

Kabile kültürünün etkisi altındaki dinlerini yaşamakta olan Nijeryalılar arasında zaman zaman çok sayıda insanın ölümüne neden olan çatışmaların yaşandığı bilinen bir gerçektir. 1999, 2001 ve 2004 yıllarında meydana gelen ve yüzlerce kişinin ölümüyle neticelenen olaylar incelendiğinde kabile tartışmalarının temel etken olduğu görülecektir.

Halkın %51’inin Müslüman olduğu Nijerya’da etnik ve dini yapının bu denli kışkırtılarak ortaya çıkacak olan tablodan nasiplenmek isteyenler olduğu kesin. Ve bunun da ötesinde, bu çatışmalar uluslararası kamuoyunun önüne din çatışması olarak sunulmakta.

“Eğer asıl sebep din temelli olmuş olsaydı, Yorubaların Hıristiyan olanları ile Müslüman olanlarının birbiriyle çatışması beklenmez miydi?” sorusu geliyor aklımıza doğal olarak. Neredeyse tüm çatışmalar İbolarla/Yorubalarla-Hausalar arasında cereyan etmiş. Bizim edindiğimiz intiba, bu çatışmalarda din faktörünün belirleyici olmaktan öte, sadece görüntüden ibaret olduğuydu.

 

“Kara olan kötüdür” mü acaba?

Çocukların tenimize meraklı dokunuşları haricinde beyaz olduğumuzu tamamen unuttuğumuz bu ülkeden sonra, göreceğimiz tüm düşlerin siyahtan ve beyazdan ibaret olmasını diliyoruz. Sahi biz, kara çalmak, karalar bağlamak, kara kara düşünmek, kara kedi gibi girmek, kara gün, kara para, kara mizah, kara yazı, bahtı kara, yüz karası gibi tabirlerini ortaya çıkaran “Kara olan kötüdür” felsefesini neden terk etmeyelim ki?

 

Döndüğümüzden bu yana hemen her gün +234 ülke kodlu numaralardan halimiz hatırımız soruluyor. Üstelik, çocukların bizi uğurlarken hep bir ağızdan söyledikleri “Bayram yine gelsin!” cümlesi hala kulaklarımızda.

 

 

Diğer yazılar

 

undefinedArakan ve Arakanlılar  

undefinedBangladeş'e uzanan hayır yolculuğu

undefinedDertlere deva: WEFA

Öffnet einen internen Link im aktuellen FensterKurban Burundi izlenimleri

Öffnet einen internen Link im aktuellen FensterKurban Bosna izlenimleri

Öffnet einen internen Link im aktuellen FensterSıcacık bir ülke: Sudan

Öffnet einen internen Link im aktuellen FensterEtiyopya: açlığın, kuraklığın ve ölümün iklimi

Öffnet einen internen Link im aktuellen FensterMazlum Malavi

Öffnet einen internen Link im aktuellen FensterAzerbaycan / Bakü

Öffnet einen internen Link im aktuellen FensterSierra Leone' de bir hafta

Öffnet einen internen Link im aktuellen FensterAfrika

Öffnet einen internen Link im aktuellen FensterSenegal: ''Âmin desinler yeter!''