Türkçe
Deutsch

Sierra Leone neresi? Yarısından çoğunu Müslümanların oluşturduğu bu ülkede, insanlar neden varlık içinde yokluk yaşıyorlar?

 

B. Şahin

  

Sierra Leone; Batı Afrika’da çoğumuzun harita’da bile gösteremeyeceği bir ülke. Uzun yıllar İngiliz sömürü altında ezilmiş. Ülke zenginliği bölge halkından çok uzaklara taşınmış tarih boyunca. Önemli miktarda altın ve elmas madeni yatakları mevcut. Ancak Sierra Leone bu kadar zenginliğe rağmen, fakirlik içinde yüzüyor.

BM kayıtlarına göre dünyanın en fakir ülkelerinden biri ve ortalama yaşam süresi 40 yıl. 2002 yılında ülkede yaşan iç savaş binlerce insanın sakat kalmasına yol açtı. Ülke nüfusunun yaklaşık yarısı Müslüman ve oldukça zor şartlar altında dinleri yaşamaya çalışıyorlar. Öyle ki gündüz tarlada çalışan çocuklar, gece bir ateşin etrafında Kur’an-ı Kerim öğrenmeye çalışıyorlar. Zira elektrik günde bir saatliğine veriliyor ve her yerde elektrik tesisatı da bulunmuyor.

 

Oraya gitmeden önce çok araştırma yaptım doğal olarak. Fakir olduğunu biliyordum ama bu kadar fakirlikle ve yoksullukla karşılaşacağımı tahmin etmiyordum.

Yani şok oldum aslında, fakir bir ülkeye gittiğinizi biliyorsunuz ama İstanbul’un bir semtine göre Çorum’da fakir deriz aslında fakat beni ilk orada esas şoke eden bu fakirlikti ve biz başkente gitmiştik. Şu size bir fikir verebilir; başkentte günün belirli saatleri dışında elektrik verilmiyor. Zaten orada birçok mahallede elektrik tesisatı da yok. Şöyle söyleyeyim mesela cep telefonu şarj eden yerlerle karşılaştım, adam cep telefonu kullanıyor ve elektrik olmadığı için bu dükkânlara geliyor. Bu dükkânlarda jeneratörlerle elektrik sağlıyor.

 

Şarj etmek için para ödüyorsun. Başkentte ana cadde hariç asfaltlı yol yok. Su ve kanalizasyon tesisatları da yok. Kanalizasyonların çoğu sokakların kenarında yada ortasından akıyor. Başkent’ te (Freetown) insanların çoğu teneke saçlardan oluşturdukları evlerin içinde yaşıyorlar. Şehirlerarası yolculuk ediyorsunuz etraf toz toprak, bırakın yüzünüzü, göz kenarlarınız hep kum doluyor.

 

 

Mesela gece bir köye ziyarete gidiyorduk, yolda koca bir ateşin yakıldığını gördüm. Arkadaşlara durmasını söyledim. Şu manzarayla karşılaştım: orada o ateşin etrafında çocuklara gençlere elektrik olmadığı için Kur’an-ı Kerim öğretmeye çalışıyorlardı. Neden gündüz eğitim vermediklerini sorduğumda çocukların gündüzleri tarlada çalıştıklarını öğrendim. Yalın ayak hepsi, öğrendiklerini de ellerindeki tahtalara yazıyorlar. Ezberledikten sonra yazıyı silmek için özel su kullanıyorlar. İşte o suyu gelişi güzel bir şekilde dökmüyorlar aksine bir ağacın altına döküyorlardı.

 

Bir okul gösterdiler bize. İmkânsızlıklar içinde varlığını sürdürüyor. İki tane genişçe oda düşünün ve odalar birbirinden yarım duvar şeklinde ayrılmış, bir tarafında erkekler diğer tarafında kızlar eğitim görüyor. Okulun adı da İslam Akidesi Medresesi. Bu çocuklara hafızlık, kıraat, fıkıh, matematik öğretiyorlar.

Şunu belirtelim orada oldukça fazla yetim var. Kadınlar orada vakit namazlarında camiye çok geliyorlar. Dışarıda örtünme konusunda düzgün olmasa da, namaz esnasında gerektiği gibi davranıyorlar. Mesela biz Türkiye’de Eyüp Sultan haricinde, Türkiye’de herhangi bir mahalle camisine vakit namazlarına gelen kadın görüyor muyuz? Orada bir köyde sabah namazlarına bile gelen kadınları büyük bir yekûn oluşturduklarını gördük. Camiler bile fakir olduğu için kadınlar için ayrı bir bölüm olmaya biliyor, o zaman saflar arasına bir boşluk bırakılıp, erkekler önde kadınlar arkada namazlarını kılıyorlar. Camide namaz kılmaya çok özen gösteriyorlar.

 

Ziyaret ettiğim köylerin birinde sabah namazı sırasında ilginç bir olayı gözlemleme fırsatı buldum, köyün imamı ezan okumadan önce, her evin önüne teker teker gelerek “salat, salat” diye çağrıda bulunuyor, ardından ezanı okumaya camiye gidiyordu. Sonra kadınlı erkekli herkes camiye namaz için akın ediyordu. Köy toplam 10 haneden oluşmasına rağmen evden çıkanların sayısı 100’ün üzerindeydi. Oldukça güzel ve sevindirici bir olaydı benim için.

 

 

Sierra Leone’de nüfus nasıl bir dağılım göstermekte?

Siera Leone de birçok farklı kabile bulunuyor. Çoğunluğu %34,5 ile Menderiler oluşturuyor, bunların %30 u Müslüman, ikinci sırada %31’lik oranlarıyla Temneler geliyor; onlarında % 40’a yakını Müslüman. Sonra %70’ i Müslüman olan Limbalar var. Ama onlarında nüfus içindeki oranları %8 kadar. Daha sonra Fulaniler, Kurankolar geliyor. Bizim tespitimize göre Müslümanlar %50’nin biraz üzerinde ve maliki mezhebine bağlılar.

Afrika bize fakir bir kıta olarak gösteriliyor ama aslında Afrika fakir bırakılmış bir yer, yoksa kaynak açısından çok zengin. Ve Sierra Leone BM kaynaklarına göre dünyanın yaşam standartları en düşük en fakir ülkesi. Sonra Nijer, Çad ve Burkina Faso geliyor.

 

Sierra Leone dünyanın en kıymetli elmas madenlerine sahip. Halbuki biz genelde Güney Afrika olduğunu bilirdik altın madenlerini de öyle biliriz. Hayır, en çok elmas Sierra Leone’de var, altın ve titanyum da orada. Hepsi yüksek teknolojide kullanılan ya da çok para eden madenler.

 

BM kaynaklarına göre Sierra Leone de ortalama yaşam süresi 40 yıl. Hatta BM Sierra Leone’ye düzenledikleri yardım kampanyalarında klip gibi bir şey yapmışlar “Sierra Leone sürekli genç” sloganını kullanıyorlar oradaki fakirliği belirtmek için. Her 3 çocuktan biri 5 yaşına gelmeden ölüyor. Nüfus’un % 3’ü AIDS ve bu Afrika ortalamasının altında sayılır.

 

Nüfusu altı milyon olan bir ülkede 100 ile 200 bin arasında insan ölüyor ve on binlerce de sakat var. Nasıl sakatlık bunlar; mesela bazı dergilerde Afrikalı çocuk askerlerin fotoğraflarını görürüz. Bu fotoğrafların çoğunluğu Sierra Leone ve Liberya’da çekilmiş.

Sierra Leone 1961’te bağımsızlığını kazandı. Şeklen bağımsızmış gibi bir görüntü içindeler; gerçi şu an bir şeyler yapmanın çabası içindeler bunu da unutmayalım.

Pirinci kendileri ayırıp yemelerine rağmen, benzin ya da su olmamasına rağmen bu ülke ekonomik olarak kendini toparlama potansiyeline sahip, alt yapı yok, halk temel ihtiyaçlarını zor karşılıyor.

 

İlginçtir İslam bu ülkeye geç gelmiş; işin gerçeği Osmanlı kanalıyla değil Kuzey Afrika’da ki tarikatlar yoluyla ülkeye yayılmış. Murabıtlar, bildiğim kadarıyla Afrika’da etkili bir tarikat, Kadiriler ve Ticaniler vasıtasıyla yayılmış; İslamın 150–200 yıllık bir geçmişi var. Halkın, kanat önderlerinden öğrendiğimiz kadarıyla Türkiye hakkında bir bilgisi yok. Galatasaray ve Hakan Şükür biliniyor ilginçtir Türkiye değil ama İstanbul hakkında bilgileri var. Fakat daha çok okumuş ve dindar kesim Türkiye’yi tanıyor.

İşin gerçeği halkın temelde beyaz adama bakışı hoş değil, ta ki Müslüman olduğunuzu öğrenene kadar. Mesela fotoğraf çektirmeye karşılar, ancak sizi tanırlarsa “çek, çek” diye de ısrarda ediyorlar. Size yaşadığım ilginç bir olayı aktarim: Beş saat süren şehirlere arası yolculuğa çıkmıştık. Bir yerde mola verdik, etrafta satıcılar var. Kızarmış balık satan bir yeri kamerayla çekmek istedim.

 

Orada çalışan kadın öyle bir kızdı ki bana, yanımızda ki tercümandan öğrendiğim kadarıyla “siz elinizdeki kamerayla bizi çekiyorsunuz, sonra kendi ülkenizde Afrika böyle fakir böyle sefil diye gösteriyorsunuz” diyordu. Hatta bir genç “bir daha yaparsan senin boynunu keserim” demişti. Böyle bir tepkinin arkasında uzun bir süre beyazlar tarafından sömürülmeleri yatıyor. Temelde beyaz adama bakış açıları iyi değil ama Müslüman olduğunuzu öğrendiklerinde içten bir tavırla yaklaşıyorlar size.

Oradaki kanaat önderleriyle yaptığımız toplantılarda, öncelikle eğitim konusunda yardıma muhtaç olduklarını öğrendik. Ayrıca gıda tabi… Bulundukları sıkıntıdan eğitimle kurtulacaklarının farkındalar. Bize “siz bunların hepsini yapamazsanız da bari eğitim konusunda yardım edin” dediler. Çok büyük paralar değil, Türkiye için küçük sayılacak paralarla orda güzel eğitim kurumları kurulabilir. Her insanın buralara yetişmesi mümkün değil tabi.

Televizyondan onlara bakıp üzülmek yetmiyor. Bir şeyler yapmak lazım. Yani inanın 20–30 bin dolara çok büyük işler başarabiliriz, sokakta ki yetimleri kurtarabiliriz mesela. Çevremdekilere şunu söylüyorum yardım kuruluşlarına katkıda bulunun diye. Şunu da söylemek istiyorum, yardım dağıttığımız yerlerde, 50–60 tane kadın toplanıp karşılama ilahileri söylüyorlardı bize.